you won - Türkisch Englisch Wörterbuch

you won

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Bedeutungen von dem Begriff "you won" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 1 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Computer
you won expr. kazandınız
I won't let you win this time.
Bu sefer kazanmana izin vermeyeceğim.

More Sentences

Bedeutungen, die der Begriff "you won" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 62 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Phrases
train like you've never won expr. hiç kazanmamışsın gibi çalış
Proverb
what you don't know won't hurt you bilmediklerin seni üzmez
what you don't know won't hurt you bilmediğin şeyden sana zarar gelmez
if you keep your mouth shut, you won't put your foot in it çeneni kapalı tutarsan pot kırmazsın
if you keep your mouth shut, you won't put your foot in it çeneni kapalı tutarsan ağzından bir şey kaçırmazsın
Colloquial
(he, she) won't thank you for (something) expr. bu yaptığının takdir göreceğini sanıyorsan yanılıyorum
(he, she) won't thank you for (something) expr. bundan hiç hoşlanmayacak/memnun olmayacak
(he, she) won't thank you for (something) expr. bu, (onun) hiç hoşuna gitmeyecek
(he, she) won't thank you for (something) expr. buna çok gıcık olacak
(he, she) won't thank you for (something) expr. bunun için sana teşekkür edeceğini sanıyorsan yanılıyorsun
he/she won't thank you for something expr. çok gıcık olacak
he/she won't thank you for something expr. hiç memnun olmayacak
he/she won't eat you expr. merak etme seni yemez
he/she won't thank you for something expr. hiç hoşuna gitmeyecek
what you don't know won't hurt you expr. bilmediğin şeyden zarar gelmez
what you don't know won't hurt you expr. bilmediğin şey sana zarar veremez
what you don't know won't hurt you expr. bilmediğin şey seni üzmez
you won't get away with it [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
you won't get away with it [cliché] expr. bu yanına kar kalmaz
you won't get away with it [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you won't get away with it [cliché] expr. paçayı kurtaramayacaksın
you won't get away with this [cliché] expr. bu yanına kar kalmaz
you won't get away with this [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you won't get away with this [cliché] expr. paçayı kurtaramayacaksın
you won't get away with this [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
Idioms
(someone) won't thank you for (something) expr. hiç hoşuna gitmeyecek
(someone) won't thank you for (something) expr. hiç memnun olmayacak
(someone) won't thank you for (something) expr. çok gıcık olacak
Speaking
well you won't talk to me v. benimle konuşmayacaksın demek
this won't get you anywhere expr. bu işin sonu yok
I won't give up on you expr. senden vazgeçmem
won't you come in? expr. girmiyor musun?
won't you come in? expr. girmez misin?
promise me you won't leave me alone in there expr. beni orada yalnız bırakmayacağına söz ver
I won't let anything happen to you expr. sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim
won't you stay one more night? expr. bir gece daha kalmaz mıydınız?
won't you help me? expr. bana yardım etmeyecek misin?
what you don't know won't hurt you expr. bilmediklerin seni incitmez
I won't disappoint you expr. seni mahcup etmeyeceğim
if there's anything you need I won't be far away expr. bir şeye ihtiyacın olursa yakınlarda olacağım
you won't get anywhere by doing that expr. bunu yaparak hiçbir yere varamazsınız
I know you won't let that happen expr. böyle bir şeyin olmasına izin vermeyeceğini biliyorum
I won't bother you with the details expr. seni ayrıntılarla sıkmayayım
I won't bother you with the details expr. seni detaylarla sıkmayayım
I won't give you the satisfaction expr. o zevki sana tattırmayacağım
I won't give you the satisfaction expr. bu zevki sana tattırmayacağım
I won't give you the satisfaction expr. o zevki size tattırmayacağım
won't you come? expr. gelmeyecek misin?
this won't get you anywhere expr. bu seni bir yere götürmez
I won't call you expr. seni çağırmayacağım
I won't call you expr. seni aramayacağım
I won't hurt you expr. sana zarar vermeyeceğim
they won't listen to you expr. sizi dinlemeyecekler
they won't listen to you expr. sizi dinlemeyeceklerdir
I won't tell you expr. sana söylemem
you won't even think about this place anymore expr. bu yeri düşünmeyeceksin bile
I won't prevent you expr. sana engel olmayacağım
I won't keep you then expr. oldu ben seni tutmayayım
I won't keep you long expr. fazla vaktini almayacağım
I won't disappoint you expr. seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
I won't give up on you expr. senden vazgeçmeyeceğim
this won't do much for you expr. bu çok işine yaramaz